Diksiyon sanatının öneminin düşünmeyenler pek çoktur. Halk
karşısında söz söylemek zorunda olan bazı kimseler, güçlüklerle
hatta başarısızlıklarla karşılaştıkları halde, diksiyona
önem verip öğrenmeye çalışmazlar.
Bazı kimselerde de yanlış bir düşünüşle diksiyon sanatına
çalışmayı bir özenti veya bir fazlalık sayarlar. Düşüncelerini
de şöyle savunurlar: "En iyi hatipler bile, ses ve söyleniş
hatası yapmazlar mı? Mademki halkı kendilerine hayran bırakarak
başarı kanıyorlar. Öyleyse... Sonra profesörler, hatipler,
yargıçlar, avukatlar radyoda televizyonda gürül gürül konuşuyorlar.
Bunlar hep diksiyon dersi mi almışlar? Bütün konuşanlara
diksiyon dersi verilmiş mi? O halde diksiyona çalışmaya ne
lüzum var?"
Böyle söyleyenlerin bir bakıma hakları vardır. Çünkü onlar
başkalarının konuşurken yaptıkları yanlışları, ancak diksiyon
derslerine başladıktan sonra ayırt edebilirler. Onlar bu
doğru yolu diksiyon öğretmeni gösterebilir.
Birçok aktör ve aktristin diksiyonu da acınacak durumdadır.
Onlar bu konuda bilgisiz oldukları için oynadıkları eserin
anlamını seyirciye duyuramazlar ve işin kolay tarafına kaçarak
bayağılığa düşerler. Böylece yazarın vermek istediği anlamı
alt üst ederler.
Tarih bize, Demosthenes ile Çiçeron'un söz sanatının güçlüklerini
yenebilmek için ne kadar büyük bir çaba harcadıklarını anlatmaktadır.
Günümüz hatiplerinin çoğu kusurlarına hiç aldırmadan sadece
bağırıp çağırmakla etki uyandıracaklarını umuyor, kendilerine
çok güveniyorlar.
Diksiyon, mahkemelerde, meclis kürsüsünde konuşan, kısacası
söz sanatını meslek edinmiş kimselere de büyük yararlar sağlar.
Bununla beraber denilebilir ki, hemen hemen herkes bir toplulukta
konuşmak ihtiyacını duyar.
Bu bakımdan, diksiyon alıştırmaları herkes için yararlıdır.
Hele herkese toplulukta söz söyleme fırsatını veren zamanımızda,
bu çok gereklidir. Bildiklerini başkalarına da öğretmeyi
bir ödev sayarak bu zevkli işi üzerine almış olan her insan,
bunları başkalarına anlatırken de zevkle dinletmesini bilmelidir.
Düşünen insanlar düşündüklerini başkalarına anlatmak gereğini
duyarlar. Üniversiteler, okullar onun için konferans sayılarını
çoğaltmaya çalışırlar.
İyi söz söylemek için diksiyon çalışmalıdır. Toplum içinde
yaşadığımıza göre başkalarına düşündüklerimizi, duyduklarımızı
iyi, doğru ve ilgi çekecek bir şekilde anlatmak için diksiyon
öğrenmemiz gereklidir.
İyi okumak için de diksiyon çalışmak gerekir. Yüksek sesle
kitap okumak, aile toplantılarında yararlı, hoş saatler geçirmek
için güzel bir yoldur. Böylece romancılar, hikayeciler, tiyatro
yazarları ve ozanlar evinizde dile gelirler.
Bu tarz, zamanla genişletilebilir. Büyük bir dinleyici kitlesine
de eserler okunabilir. Buna (Halk karşısında okuma) derler.
Böyle bir isteği gerçekleştirebilmek pek güç değildir. Bir
salonda dinleyicilerin görebilecekleri şekilde karşılarına
rastlayan biraz yüksekçe bir yer yeterlidir. Bu salon, bir
okulda veya resmi bir dairede olabilir. Okunacak esere göre
kişiler seçilir. Önce çalışmalar yapılır. Özellikle ses tonları
üzerinde titizlikle durulur. Yine ses tonlarıyla karakterler
çizilir. Eser okunurken, dekor, kostüm ve aksesuar kullanılmaz.
Bütün iş, yalnız söze kalır. Kişiler çoğunlukla ayakta, bazı
özel durumlarda da, oturarak rollerini okurlar. Bu suretle,
göz oyalayan araçlar bulunmadan saf tiyatro zevki verilmiş
olur.
Yalnız okuyanlar metnin zevkle dinlenmesini elde edemezlerse
monoton bir okuyuş dinleyenleri sıkar. Çünkü bir makine sesi
gibi gır gır sürüp giden, aynı tonu tekrarlayan sesler, dinleme
zevki olan herkesi usandırır.
Zaten bir eseri hiç ara vermeden okumak da doğru değildir.
Belirli zamanlarda ara vermek çok yerinde bir davranıştır.
Böylece de bir çok eser gölgeden ışığa çıkmış olur.
(Halk karşısında okuma) dinleyenler kadar okuyanlar için
de bir zevk kaynağıdır. Okunanı dinlemek zekayı uyandırmakta,
görmekten daha iyi etki yapar.
Yalnız duygu ve anlatımı ses tonlarıyla belirtmek gerekir.
Her okuma yazma bilenin diksiyon sanatını bilemeyeceği bir
gerçektir.
Böyle bir okumada okuyanlar eser dışı tuluat yapabilirler
mi? Hayır. Bazı tiyatro heveslileri yeteneklerine güvenerek
tuluat yapmaya da başvururlar. Ama böyle yapmakla anlayışlı
bir dinleyiciyi memnun etmek şöyle dursun, tersine nefret
uyandırır. Çünkü bir yazarın düşüne taşına yazıp hazırladığı
bir metni bozmaya, ona akıllarına estiği gibi söz eklemeye
hiç bir oyuncunun hakkı yoktur.